29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI TÖRENLERİ

               İLÇEMİZDE 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI COŞKUSU

Cumhuriyet'in 84'ncü yıldönümünü, Türkiye'nin dört bir tarafında olduğu gibi ilçemizde de coşkulu bir şekilde kutlandı. Kutlamalar 28 Ekim Pazar günü saat 13:00 de Hükümet Konağı önündeki Atatürk Anıtına çelenk bırakma töreniyle başladı. Törene, Ankara Vali Yardımcısı, Fevzi GÜNEŞ, Garnizon Komutanı Dz. Kd. Albay Ertuğrul YURTSEVEN, Belediye Başkan Vekili Faik KÜÇÜKKARACA, Elmadağ Cumhuriyet Başsavcısı İsa FİDAN, Ankara Üniversitesi Elmadağ M.Y.O. Müdürü Sabahattin BALCI, Daire Amirleri, Siyasi Parti Temsilcileri, Özel Kuruluşların Temsilcileri katıldı.

Tören, 29 Ekim Pazartesi günü ise okulların ve Elmadağ Halkının katılımı ile Elmadağ Gençlik ve Spor Tesisleri Müdürlüğü, Futbol Sahasında devam etti. Kutlamalara Ankara Vali Yardımcısı ve Elmadağ Kaymakam Vekili Faruk IŞIK, Garnizon Komutanı Dz. Kd. Albay Ertuğrul YURTSEVEN, Elmadağ Belediye Başkanı Vekili Faik KÜÇÜKKARACA, Daire Amirleri ve Elmadağ Halkı katıldı.


Kutlamalar, Protokolün öğrencileri ve halkı selamlaması, Saygı Duruşu, İstiklal Marşının okunması, İlçemiz Okullarının geçit töreni, devam etti. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramına Elmadağ halkının ilgisi büyüktü. Öğrencilerin gösterileri ilgiyle izlendi.

Törene, Elmadağ Kaymakamı Osman KAYMAK, Japonya'ya resmi görevli olarak gitmesi nedeniyle katılamadı.

Ankara Vali Yardımcısı Faruk IŞIK, Törende yaptığı konuşmada;
“Bu gün Cumhuriyet Bayramı'nın yeni bir yıldönümü daha büyük bir heyecan içinde kutlayacağız. Çünkü bu gün bize hükmeden, bizi tutsak etmeye çalışan kuvvetlere bütün dünyanın gözü önünde meydan okuduğumuz günün yıl dönümüdür. Tarih boyunca hür doğmuş, hür yaşamış, iyiye yardım elini uzatmış, kötüye baş kaldırmış olan Türk ulusu, engin bir sevinç içinde kutlayacak bayramını, Türkülerin en güzeli, şiirlerin en duygulusu okunacak bu gün. Bu bayram hepinize kutlu olsun.”

Değerli Elmadağ halkı,
Türkiye Cumhuriyeti, eşsiz kahraman Atatürk'ün Türk Ulusu ile gerçekleştirdiği en seçkin bir eseridir. Bu günleri anlamak için geçmişi anmak gerekir.

1919 Türkiye'sini düşünelim: Birinci Dünya Savaşı 1918 yılında Osmanlı İmparatorluğunun dahil olduğu İttifak Devletleri'nin yenilgisi ile bitmişti. 30 Ekim 1918 yılında Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak silahlarımızı İtilaf Devletlerine bırakmıştık. Büyük savaşın uzun yılları içinde ulus fakir ve yorgun düşmüştü.

İşte bu sıralarda da galip devletler bahaneler uydurarak ülkeyi paylaşmaya başlıyor. İstanbul ve Boğazlar işgal ediliyor, Adana ve civarı Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep İngilizler; Antalya ve Konya İtalyanlar tarafından işgal ediliyor. Bununla da yetinilmeyerek 15 Mayıs 1919 da Yunanlılar İzmir'e asker çıkarıyor. Buna millet elbette tahammül edemezdi. İşte bunu ilk İstanbul gençliği protesto etti. Mitingler tertip etti. Ateşli sözler söylendi. Türk bayrağı tarihte ilk olarak siyaha boyandı. Ve Halide Onbaşı haykırıyordu, “Size bir kadın olarak sesleniyorum. Fatih'in, Yavuzun, Süleyman'ın mezarlarını, atalarının ededi abideleri olan camileri, türbeleri bırakıp gidecek bir erkek var mıdır? Ben tahmin ediyorum. Çıkmayacağız, bırakmayacağız…”

Bu sözleri duyan hangi Türk vatanından vazgeçebilirdi. Elbette hiçbirisi geçmedi.

“Anadolu da taşıyla toprağıyla kan ağlıyor. Anadolu insanında bir sessizlik, bir durgunluk var. Herkes kurtuluşa giden yolu kendi kafasıyla bulmaya çalışıyor… Elde hiçbir şey yok. Ne top, ne tüfek, ne de derli toplu bir kuvvet. Anadolu insanı her şeyini yitirmiş… Yara derin, şartlar ağır. Yapılacak hiçbir şey yok gibi… Anadolu insanı çaresizlik içinde… Ama umudunu yitirmemiş… Onlar için bir silkinme ve bir parola yeterli. Bu da “Ya İstiklal Ya Ölüm…”

“Bir heyecan kaplıyor Anadolu'yu, küreklerden, kazmalardan silahını yapıyor Anadolu insanı. Bir mücadele, ölüm kalım mücadelesi başlıyor. Herkes sarı saçlı, mavi gözlü, bir kumandanın peşinde. Dişiyle, tırnağıyla, canı, kanıyla bu mücadeleye katılıyor. İnsanlar bir kalp olmuş sanki. Her yerde aynı inanç, herkeste aynı duygu: Kurtulacağız…”

Bu millet her şeyi yapabilirdi. Yeter ki kendine bir baş bulsun. İşte aranan bu baş 16 Mayıs 1919 da bir ecel teknesine binerek Karadeniz'e açılıyor ve 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun ufuklarında doğuyor. Bu baş Mustafa Kemal'dir. Bu başın etrafında silahsız, cephanesiz bir millet toplanmıştır.

Böylece bilindiği gibi Kurtuluş Savaşı sonunda düşmanlar yurttan temizleniyor. Artık silahımız düşmanları yenmişti. Bundan sonra fikri savaşımız başlıyordu. Lozan Antlaşması'yla fikir savaşını da kazanınca bağımsız bir devlet olarak ortaya çıktık. Fakat yönetim şeklimiz ne olmalıydı? Atatürk, bunun adını önceden koymuştu ama mecliste de tartışılmasını istiyordu. Bir kısım milletvekilleri yönetimin yine padişaha verilmesini, bir kısmı da madem ki bağımsızlığını millet kendisi kurtardı, yönetimi de kendisine verilmeli diye düşünüyordu. İşte meclisteki tartışmalar sonucu Cumhuriyet ilan edildi.

Mehmet Âkif Ersoy, bağımsızlığımızı hiç kimsenin, hiçbir gücün elimizden alamayacağını Kurtuluş Savaşı yıllarında ne güzel dile getirir:

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.
Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğdem aşarım,
Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım.”

Bizi tutsak etmek isteyen güçler Âkif'in de belirttiği gibi tarihte hiçbir zaman başarılı olamamışlardır. Çünkü Anadolu, “elleri nasırlaşmış, çehresi tunç'laşmış, vatan vatan diye erkeğinin yanında kundaktaki çocuğu ile cepheden cepheye koşan anaların yurdudur.


Çünkü Anadolu, özgürlük için kanlarını düşünmeden dökenlerin, canlarını hiçe sayanların, düşmanın topuna, güllesine yumruğu ile karşı koyan, hürriyet türküleri söyleyen ozanların, yağız yiğitlerin, efelerin, dadaşların, seymenlerin, Nene Hatun'ların yurdudur.

Çünkü Anadolu, kıtalardan kıtalara at koşturan, “Bir Türk gibi kuvvetli” sözünü Viyana kapılarına yazdıran Kanuniler'in, Yavuzlar'ın ve Mustafa Kemaller'in yurdudur.

Çünkü Anadolu, emzikte süt yerine hürriyet ilacını kana kana içen çocukların yurdudur.

Sevgili öğrenciler, ulusumuzun geleceğinin sizlerin elinde olacağını bilen Atatürk “Gençler, Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak sizlersiniz” demişti. Öyleyse sizler Atatürk gibi yüce bir varlığın önderliğinde yetişen ve bu günlere kavuşan mutlu bir ulusun çocuğusunuz. Işığınızı, inancınızı, gücünüzü Atatürk'ten ve damarlarınızdaki soylu kandan almaktasınız.

İşte bayramımız geldi, sevinin, eğlenin ve kahraman bir kuşağın çocukları olarak en büyük bayramınızı kutlayın.

Yaşasın Cumhuriyet…
Yaşasın bugünlerin kurucusu Kemal Paşa, şanlı Atatürk, ölümsüz insan…

Sözlerine yer verdi.